Deniz Hukuk Bürosu

Türk Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukukuna Genel Bakış

Anasayfa / Yayınlarımız

Türk Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukukuna Genel Bakış

Bölgesel bir cazibe merkezi haline gelen Türkiye’de fikri ve sınai mülkiyet hakları düzenlemelerinin geçmişi 13. ve 14. yüzyıla yani Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar uzanmaktadır. Bu dönemde var olan ahilik müessesesi içinde yenilikçilik, ciddi anlamda teşvik edilmiştir. Yeni bir ürün geliştiren ya da yenilik ortaya koyan esnaf birlikleri, söz konusu ürün için tekel hakkı kazanmıştır. Bu şekilde, sınai mülkiyetin korunmasına dair ilk düzenlemeler ortaya çıkmıştır. Avrupa’daki düzenlemelere paralel ilk önemli belge ise 1850 tarihlidir. Telif hakları kavramı ise, ilk defa 1850 tarihli bu nizamname ile Türk hukukunda yerini almıştır. Bu tarihten günümüze kadar birçok yasa ve kararname, bu düzenlemeyi takip ederek Türkiye’deki fikri ve sınai mülkiyet hakları korumasına çok önemli katkılar sağlamıştır. Dolayısıyla, uluslararası fikri ve sınai mülkiyet hakları rejimleri ile kıyaslandığında Türk Hukukunu, güçlü bir koruma sağlayan hukuk rejimleri içinde saymak mümkündür. Halen bu alanda çeşitli yasama faaliyetlerinin sürdüğünü ve bu korumaları daha etkin kılmak adına çalışmaların devam ettiğini söyleyebiliriz.

Ulusal mevzuattaki değişikliklerin ve yeniliklerin uluslararası mevzuat ve anlaşmalara paralel olması adına Türkiye, çeşitli uluslararası sözleşmelerin tarafı olmakla birlikte bu alandaki kuruluşların da üyesidir. Bu anlamda, 1925 yılında “Sınaî Mülkiyetin Korunması için Uluslararası Bir Birlik Oluşturulması Hakkındaki Paris Sözleşmesi”'ne katılım ve 1976 yılında "Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) Kuruluş Anlaşması"na katılım, Türkiye’de, Fikri ve Sınai hakların korunması ve uluslararası entegrasyon bakımından önemli adımlardır. Bu örnekler haricinde, Türkiye’nin taraf olduğu 13 farklı uluslararası anlaşma, fikri ve sınai mülkiyetin korunması anlamında Türkiye’nin güçlenmesine katkı sağlamıştır.

Türkiye Fikri ve Sınai Mülkiyet rejimi bakımından önem arz eden bir diğer gelişme de Türk Patent Enstitüsü’nün kurulmasıdır. Türkiye'nin teknolojik ilerlemesine katkıda bulunmak, ülke içinde serbest rekabet ortamının oluşmasını ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinin gelişmesini sağlamak üzere sınaî mülkiyet haklarının tesisi ve sınaî mülkiyet haklarına ilişkin yurt içi ve yurt dışında var olan bilgi ve dokümantasyonu kamunun istifadesine sunmak amaçlarıyla idari ve mali özerkliğe sahip Türk Patent Enstitüsü kurulmuştur. Bu enstitünün kurulmasıyla sınai mülkiyete ilişkin haklar enstitü nezdinde tescil edilmektedir. Türk sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında bir korumadan istifade etmek için, bir sınai hakkın mutlaka Türk Patent Enstitüsünde tescil edilmiş olması gerekmektedir. Aksi halde söz konusu hakka ilişkin koruma, Türk Ticaret Kanununun haksız rekabete ilişkin hükümleri ile sınırlı kalacaktır. Söz konusu sınai haklar sadece Türk Patent Enstitüsü nezdinde tescil edilebilmektedir Tescili talep edilebilecek sınai haklar, marka, patent, faydalı model, endüstriyel tasarım, coğrafi işaretler, entegre devre topografyalarıdır. Sayılan bu sınai hakların her biri, farklı usul ve esaslara göre tescil edilmektedir. Bu doğrultuda, biyoteknolojik buluşlar, veritabanları, bilgisayar yazılımları ve yeni bitki çeşitleri de tescil kapsamında korunmaktadır.

Her ne kadar Türkiye’de, ihlallere karşı ağır ve nitelikli cezalar öngörülmüş olsa da, ticari hareketliliğin ve iştahın yüksek olmasının da etkisiyle, fikri ve sınai mülkiyet haklarına dair azımsanmayacak oranda ihlaller ve teşebbüsler mevcuttur. Bu konuda hukuki önlemini almamış şirketlerin ciddi mağduriyetler yaşadığı görülmektedir. Ancak gereken önlemlerin alınması halinde bu riskleri bertaraf etmek mümkündür. Dolayısıyla, Türkiye’de bir yatırım planlanıyorsa, fikri ve sınai mülkiyetin korunmasına dair stratejiler de bu planın bir parçası olarak öngörülmelidir.

Sınai hak yönetiminde değerlendirilen diğer bir husus da süreç maliyetidir. Türk Patent Enstitüsü nezdinde yapılacak tescil sürecinin maliyetleri, diğer Avrupa ülkelerindeki maliyetler ile kıyaslandığında oldukça makul seviyelerde olduğu söylenebilir. Tescil sürecindeki başlıca masraf kalemleri, başvuru harçları, tescil belgesi ücretleri ve avukatlık ücretleridir.

Hukuki güvenliği tesis eden tedbirlerin alınması sonrası karşılaşılacak herhangi bir ihlalde ya da teşebbüste özel hukuk ve ceza hukuku kapsamında çeşitli yaptırımlar bulunmaktadır. Böyle bir durumda, ihlalin niteliğine göre, farklı etkilere sahip hukuk davası ve/veya ceza davası alternatifleri vardır. Fikri ve sınai mülkiyet haklarına tecavüz hallerinde hak sahibi, hukuk davaları aracılığıyla, ihtisas mahkemelerinde, tecavüzün tespitini, durdurulmasını, uğradığı zararların tazminini, fikri ve sınai haklara tecavüz dolayısı ile üretilmesi veya kullanılması cezayı gerektiren eşya ile bu eşyaları üretmeye yarayan araç, cihaz, makine gibi vasıtalara el konulmasını, fikri ve sınai haklara tecavüz eden kişi aleyhine verilen mahkeme kararının, masrafları tecavüz eden tarafından karşılanarak, ilgililere tebliğ edilmesi ve kamuya yayın yoluyla duyurulmasını talep edebilir. Ayrıca ceza davaları ile tecavüz eden kişi ve/veya kişiler hakkında, fiilin niteliğine göre para ve/veya hapis cezasına mahkûm edilmesi amacıyla şikâyette bulunulabilir.

Önceden de belirttiğimiz gibi, sınai mülkiyet anlamında en üst düzey koruma, ancak söz konusu hakkın Türk Patent Enstitüsüne tescil edilmesiyle mümkündür. Fakat bu, korumanın tescil ile başladığı anlamına gelmez. Başvuru anı, söz konusu sınai hakların korunması bakımından büyük öneme sahiptir. Dolayısıyla, en hızlı ve doğru başvuruyu yapmak, riskler karşısında o ölçüde hukuki güvenlik sağlayacaktır. Burada altı çizilmesi gereken kelimeler “hız” ve “doğru”dur. Örneğin, İtalya’da marka tescili yapılmış bir markanızın marka tescil başvurusu Türkiye’de sizden önce başkası tarafından yapılmış olabilir. Bu durumda, markanın Türkiye’de tescil edildiği sınıflarda bir ürünü, markanız ile satmanız büyük riskler içermektedir. Markayı Türkiye’de tescil ettiren kişi ya da şirket, ürünlerinize gümrükte el konulmasını ve imhasını talep edebilir, hakkınızda tazminat ve ceza davaları açabilir. Markaya zarar verebilir. Tabi bu vakanın çeşitli istisnalarının da olduğunu bu noktada belirtmemiz gerekir. Dolayısıyla size ait bir sınai hakkın, Türkiye pazarı ile ilişkisi ya da ilişki ihtimali var ise, bu anlamda gerekli tescil işlemlerinin yapılmasını da planlarınıza dahil etmenizi özellikle tavsiye etmekteyiz.

Ulusal ve uluslararası mevzuat ile Türkiye’de etkin fikri ve sınai mülkiyet hakkı rejimi, yargılamalarda ihtisas mahkemelerinin rolü, pazarın hareketliliği ve potansiyeli, düşük hukuki güvenlik maliyetleri, ihlal riskinin yüksek oluşu, Türkiye’de yapılacak yatırımlarda, fikri ve sınai haklarınızın da korunmasının planlaması bakımından değerlendirilmesi gereken etkenlerdir.

Bu yayınımızı arkadaşlarınla paylaşabilirsin